あらすじ
Takdim Türkiye 06.02.2023 tarihinde 10 ili etkisi altına alan deprem ile sarsıldı. Deprem gerçeği Türkiye’nin gündemine tekrar girmiş oldu. Söylem düzeyinde Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu bilinmesine ve sık sık da dile getiriliyor olmasına rağmen insanların bu gerçeği yaşaması, deprem ile ilgili tüm değerlendirmelerin bir kez daha yapılmasının önemini ortaya koymuş oldu. Bir deprem ülkesi olarak deprem gerçeğinin kabul edilmemesinin, yok gibi kabul edilmesinin mümkün olmadığı son deprem ile bir kez daha anlaşılmış bulunmaktadır. Bu gerçek fark edildiğinde bu ülkede, bu coğrafyada yaşayan her bir birey, deprem ile ilgili mücadelede “bana ne düşüyor”, “neler yapabilirim” diye düşünmeye başladı. Son deprem gösterdi ki bu mücadelede her bir bireye önemli görevler düşmekte ancak bu görev her bir bireyin uzmanlık alanı çerçevesinde olmalı, hatta olmak zorunda. Bu zorunluluk, kötü bir tecrübe ile öğrenildi. Bu çerçevede, bir sosyolog olarak bize düşenin de deprem sonrasında sosyal hayat üzerinde çalışmaların yapılmasının önünü açmak olduğu düşünülerek, öncelikli olarak eski çalışmaları bir araya getirmekle işe başlamanın uygun olacağını düşündük. Bu çalışmaların okurlara ve özellikle genç akademisyenlere sunulması, deprem sosyolojisi çalışmaları bakımından önemli görünmektedir. Depremler çok kısa süre içinde gerçekleşiyor olmalarına rağmen etkileri çok uzun yıllara kadar uzanmaktadır. Depremler sonrasında genellikle insanların Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde belirtmiş olduğu gibi öncelikli olarak fizyolojik ihtiyaçlarının giderilmesi önemsenmektedir. İnsan sosyal bir varlık olduğu için fizyolojik ihtiyaçlarının giderilmesi sırasında dahi sosyal ilişkiler ve sosyal hayat önemsenmektedir. Yapılan yardımların miktar ve şekli, ihtiyaç hissedilen malzemeler, oturulacak evlerin yeniden inşası sırasında dikkat edilecek kültürel hareket noktaları vb. o bölgenin kültürüne göre belirlenmektedir. Afet bölgesinin kültürel değerleri bilinmeden o bölgeye olması gereken şekilde yardım götürülmesi mümkün değildir. Kısaca söylemek gerekirse afet bölgelerine yapılan yardımların niteliğinden daha fazla niceliği, niceliğin de kültüre uygun tesisi, ihtiyaçların giderilebilmesi için önem arz etmektedir. 6 Şubat depremi sonrasında bölgeye çok fazla yardım yapılmasına rağmen insanların zaman zaman şikayetlerinin olması, çadırkentlerin imkânları iyi olmasına rağmen evlerinin bulunduğu bölgelerden ayrılmak istememeleri, hayatlarını riske atarak evlerinden eşya çıkarmaya çalışmaları, kendilerine başka şehirlerden ev, iş vb. daha iyi imkânlar sunuluyor olmasına rağmen evlerinin enkazından uzaklaşamıyor olmaları gibi afet yaşamayan insanların doğru anlamlandırma ve okuma yapmasının son derece zor olduğu tepkiler ile karşılaşılmaktadır. Bunlara benzer pek çok anlamlandırılamayan duygu ve davranış farklılıkları, afet sonrası ortaya çıkan sosyal hayat ile açıklanabilmektedir. Bu kitapta Türkiye’de çeşitli zamanlarda meydana gelen depremler sonrasında sosyal hayatın ne şekilde etkilendiği ile ilgili önceden yapılıp yayınlanan çalışmalara yer verilmiştir. Son depremin ardından, sosyal hayatın depremlerden ne şekilde etkilendiği, medya vasıtası ile eskiye oranla oldukça görünür oldu. Bundan sonra da sosyal hayatın bu depremin ardından nasıl etkilendiği ile ilgili çalışmalar yapılması beklenmektedir. Yapılacak olan yeni çalışmalara ışık tutması açısından bu çalışmanın öncü olabileceği düşüncesi ile yeniden baskısının yapılması uygun görülmüştür. Deprem ülkesi olduğumuzu unutmadan, olacak depremleri doğal afet değil, doğal bir olay sonrasında normal hayatın devam ettiği haberlerinin verileceği zamana kadar bu tür çalışmaların ivedilikle sürdürülmesi dileği ile…