あらすじ
Arkasındaki ayak seslerini ve bağrışmaları dinleyerek uzun süredir koşuyordu karanlık yolda. Sonunda durdu. Soğuk ve ıslak bir ağacın gövdesine yaslandı. Gecenin bu karanlığında köyün en dışında yapayalnızdı. Köpekler havlıyordu. Bir yerlerde ışıklar yanarken bir başka yerdeki ışıklar sönüyordu. Kseniya, çamura saplanmış ayağını zar zor kaldırarak yoluna devam etmeye çalışıyordu. Nereye gideceğini bilmiyordu. Aslında gideceği yer hiç de önemli değildi. Soğuğu hissetmiyor, rüzgârı duymuyor, yolunu seçemiyordu. Koruluk alanı geçti. Bir tarlaya girdi. Orayı geçip tekrar başka bir koruluk alana girdi. Başının üstündeki soğuk gökyüzünde yıldızlar yanıp yanıp sönüyordu. Köyün birisini geride bırakmıştı, sonra diğerini de geçti. Hep yürüyordu. Hiç durup dinlenmiyordu. Gözyaşları yanaklarından aşağı sel olmuş sızıyordu. Onları silmiyordu bile. Kendisine acıdığı için, utandığı için, yangın alevi gibi kendisini yakıp kavuran aşkından canı yandığı için ağlıyordu.